Nereye Kadar?

Dün gece arkadaşımla otururken, her çarşamba yaptığımız gibi gecenin bir yarısı Kanal D’de yayınlanan Genç Bakış adlı programı izlemeye başladık. Konuğun kim olduğunu önceki günlerde duymuştuk ama konu ayrımı yapmadan bu programı izlediğimiz için, program başlayana kadar gecenin konusunun ne olduğunu bilmiyorduk. Konuk Ali İsmail Sabancı olunca, doğal olarak programın ekonomi ile ilgili olacağını düşündük.

Hatta kendi aramızda ekonomiyle ilgili yorumlara bile başlamıştık. Ne var ki bu sefer yanıldık.

Gecenin konusu “Girişimcilik”ti. Ali Sabancı tecrübelerini genç girişimcilerle paylaşmaya gelmişti. Daha program başlarken arkadaşıma “Kesin birileri çıkıp yine siyasi laflar etmeye başlar, Abbas Güçlü’de her zaman olduğu gibi sinirlenir” dedim ve arkadaşım da aynısını düşündüğünü söyledi. Aradan çok geçmeden sorulara geçtiler ve maalesef bu konuda yanılmadığımızı görmüş olduk. Ama ne var ki bu sefer farklı söylemler vardı….

Daha çok Sabancı ailesine ve Ali Sabancıya karşı sözlü sataşmalar, mesnetsiz iddialar… Hatta hakarete varacak sözler vardı. Ali Sabancı bu durum karşısında gayet soğukkanlı ve açıklayıcı şekilde cevaplar verdi. Çok şaşırmıştım… Bu sözleri bana söyleseler ve bu tür iddialarda bulunsalar bu kadar sakin olamazdım. Tabi bu arada da Abbas Güçlü her zaman yaptığı gibi konuğunu savunuyor ve “Elinizde belge yoksa, kesin bir bilgi yoksa böyle laflar etmeyin. Eğer varsa bir şey elinizde yargı yolu açık, buyrun o zaman…” diyordu.

Program ilerledikçe bu sözlü sataşmalar artmaya başladı. Bunun sebebi aslında Ali Sabancı’nın tavırları ve söyledikleriydi. Söylenen bu sözleri dinledikten sonra yanıt veriyor, ardından başka bir soruda daha önceki söz alıp Sabancı hakkında iddiada bulunanlara dalga geçer gibi espirili laflar gönderiyordu. Tabi bu davranışı; o şekilde düşünenleri daha da ateşliyor ve söz alanların eleştirilerinin dozu da artmasına neden oluyordu.

“Bizene bunlardan sadete gel artık” diyebilirsiniz. Bunları yazmamdaki amaç; birazdan yazacaklarımı daha iyi anlayabilmeniz için.

Bu türde gençlerin katıldığı canlı yayın programlarını izleyenler bilirler ki; mutlaka söz alanlardan bazıları çıkıp siyasi söylemlerde bulunacak, oraya gelen konuğu suçlayacak ya da konuyla alakası olmayan dertlerini burada söyleyecek… Sadece bunlarla kalsa yine iyi. Bunları yaparken de; salondakileri gazlayarak alkış almaya çalışanlar, ertesi gün okulda ya da arkadaş ortamında “Nasıl laf ettim ama, gıkını çıkaramadı, kem küm etti cevap veremedi…” diyebilmek adına, “kulaktan dolma dedikodularla” laf edenler…

Bazen düşünüyorum da, bunu yapan arkadaşlar gündüz kuşağına izleyici gönderen ajanslarda mı çalışıyor acaba? Tabi ki de oradan gönderilmiyor. Keşke oradan gönderilselerdi, çok eğlenceli olurdu. İşin gerçeği, bu program gerçekten herkese açık yapılıyor. Okulun panosuna afiş asılıyor şu tarihte şu saatte diye, katılmak isteyenler gidiyor. Ama bu afişleri görüp fırsat bilenler ve bunu kullanmak isteyenler de gidiyor. Örnek olarak size kendi üniversitemizde olan bir olaydan bahsedeyim kısaca;

Kantine inerken afişleri gördük. Yanımızdan geçenler “Gidelim biz de” diye konuşurken, bazıları da hemen telefona sarılıp ve (aynen aktarıyorum) “Abi akşama canlı yayın varmış, bizim elemanlara söyle toplansınlar gidelim” diye konuşmalara başladı. Bunu diyen sıradan birisi olsa bu kadar dikkatimizi çekmez. Ama bunu diyenler bir grubun üyesiyse(siyasi gruplar) o zaman işte dikkatinizi çeker. Gitmekteki amaçları gayet açık aslında: Provake etmek, siyasi sözler söylemek…

O gece gittiğimizde de gördük ki aynen konuştukları gibi yaptılar ve bütün gece siyasi laflar ederek amaçlarına ulaşmayı denediler. Ama onlar bunu yaparken gerçekten izlemeye ve soru sormaya gidenlerde susmadı, susturamadılar! Böylece amaçlarına ulaşma girişimleri başarısız oldu.

Şimdi sormak isterdim, dün gece böyle davrananlara; Siz hayatınızda kaç kere Sabancı ailesinden birini görüp,konuşma ve soru sorma fırsatını buldunuz? Hayatınızda kaç kere kendi adınıza güzel birşeyler yaptınız? Ve en önemlisi de kaç kere ADAM GİBİ ADAM olabildiniz?

Beğenseniz de beğenmeseniz de, bu ülkenin sayılı insanları arasında olan birisiyle sohbet etme ve merak ettiklerinizi sorma şansı doğuyor, ama siz kalkıp “Özgürlük istiyoruz, özgürce yaşam istiyoruz, eğitim hakkımız var okuyamıyoruz, bu ülke ne zaman düzelecek” naraları atıp, sonra da onu izlemek ve yorumlarını duymak isteyenlerin hakkını gasp ediyorsunuz! Bu mu özgürlük anlayışı? Böyle özgürlük olacaksa hiç olmasın daha iyi!

Kendi kendime diyorum, keşke bu yazdığım yazıyı onlar da okuyabilse, onlara da ulaştırabilsem diye. Ama nafile! Farz edelim ki ulaşsa bile umursamayıp geçer giderler zaten.

Ne zaman ki insanlar önce kendi yaptıklarına bakıp, öz eleştiride bulunurlar ve kendilerine çeki düzen verirler, işte o zaman bu toplum bir yerlere gelir. Ve işte o zaman gençliğe bu ülkeyi emanet eden Atatürk ve atalarımız mezarlarında rahat uyuyabilirler….

Yazar: Eyyüp Akkurt

Yorum Yaz