Duruma Göre…

Gündelik hayatta sıkça karşılaştığımız olaylardan birisi de, duruma göre söz söyleme sanatıdır. Mesela bir kaç kişi oturuyorsunuz ve bir arkadaşınızdan bahsediyorsunuz, tam o sırada bahsettiğiniz kişi geliyor ve söylenen ilk sözlerden biri “İyi insan lafının üstüne gelir” demek olurken diğer kişi ise “İti an çomağı hazırla” diyerek gülüşmelere sebep oluyor.

Peki bunun olmasındaki sebep nedir? Bazı kişiler bu durumu “Bakış açısı” veya “Espiri olsun diye söylemek” olarak görse de “Atalarımızın hiç mi etkisi yok?” diye sorası geliyor insanın. Sohbet sırasında aynı konu hakkında farklı düşüncelerin yer alması güzel bir şey ama bu kadar da zıt olabilmesi garip bir durum. İşte size bir kaç zıt düşünceleri barındıran atasözlerinden seçtiklerim:

Damlaya damlaya göl olur / Taşıma suyla değirmen dönmez
Bir elin nesi var iki elin sesi var / Nerde çokluk orda bokluk
Fazla mal göz çıkarmaz / Azıcık aşım ağrısız başım
Kervan yolda düzelir / Balık baştan kokar
Harama uçkur çözülmez / Güzele bakmak sevaptır
Bülbülün çektiği dili belası / Bilmemek ayıp değil sormamak ayıp
Eğri otur doğru söyle / Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar
Erken kalkan yol alır / Acele işe şeytan karışır
Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır / Lafla peynir gemisi yürümez
Akıl akıldan üstündür / Aklın yolu birdir
Anasına bak kızını al, kenarına bak bezini al / Beş parmağın beşi birbirine benzemez

Atasözlerimizdeki bu zıtlıklar aslında tam olarak “duruma göre” davranıldığının kanıtıdır. Tabi bu zıtlıklar dışında bir de neredeyse hepimizin yaptığı ya da karşılaştığı şeyler de var. Örneğin yolda yürüyorsunuz ve karşınıza uzun süredir görmediğiniz birisi çıkıyor ya da boş boş işlerle uğraşırken telefonunuz çalıyor, merhabalaşma faslından sonra “Geçen gün aklımdaydın, ben de seni arayacaktım” şeklinde bir söz söyleniyor. Aslında bunu diyenlerin bir çoğu durumu kurtarmak adına ya da “Ben seni zaten düşünüyorum, bak aklımda olduğunu belirttim” imasında bulunarak çok yoğun(!) olduğunu bu yolla anlatmaya çalışıyor.

Her gün makyaj yapmaya dakikalarını ayıran, akşam spor bültenlerini, gündüz kuşağındaki saçma sapan programları, dizileri ve filmleri izlemeye saatlerini ayıran, bilgisayar başına oturunca sosyal hayattan kopan insanlar, nasıl oluyor da bir arkadaşına, bir dostuna 2 dakikasını ayıramıyor? Bu kadar mı zor geliyor bazı şeylerden fedakarlık yapmak?

Bu konuyu ben mi çok ciddiye alıyorum yoksa kendi keyfine bakıp, zor günlerde ise çevresinde çok az tanıdığını gören ya da hiç görmeyen kişiler mi çok umursamazlar bunun yorumunu da size bırakıyorum…

Yazar: Eyyüp Akkurt

Yorum Yaz