Derse Giderken “Dersimi” Aldım…

Bayramdan önceki Salı günü şimdiye kadar yaşamadığım değişik bir olay yaşadım ve o günden beri aklımı kurcalayıp durdu bu konu. Kısaca anlatayım size; her zaman olduğu gibi hazırlandım ve derse gitmek için evden çıktım. Okula vardığımda, bina girişinde 40-50 yaşlarında bir bayan yardım istiyordu. Neden mi yardım istiyordu? Çünkü o bayan tekerlekli sandalye ile merdivenleri tek başına çıkamıyordu!

Tam ders saati olduğundan çok kişi yoktu. Birkaç kişi yardım ettik ve yukarı çıkardık. Sonrasında nedendir bilmiyorum ama o an oradan ayrılamadım. Bayan bize dekanın odasını sordu. Dekanın odası 3. kattaydı. Ona tarif etmesine ettik ama, o kadar katı nasıl çıkacaktı?

Neyse, yine iki üç kişi yardımlaşarak çıkardık 3. kata. Bize “Teşekkür ederim çocuklar yordum sizi.” dediğinde, bir yandan derse yetişmeyi düşünürken bir yandan da kendi kendime “Şimdi buraya kadar çıkardık ama inerken ne olacak, nasıl inecek?”diye aklıma takıldı. Dekanın odasına kadar eşlik ettik. Kapının önünde bizim hangi bölümde okuduğumuzu sordu. İnşaat Mühendisliği dediğimizde ise hayatım boyunca hiç bu kadar utandığım bir yorum duymamıştım: “Çocuklar ileride mühendis olduğunuzda böyle binalar yapmayın. Bakın bu binayı yapan düşüncesizler, herkesi kendileri gibi sandığından nasıl yapmışlar. Hem bize eziyet ediyorlar hem de bizi başkalarına muhtaç bırakıyorlar…”

İşte bu sözler benim için “bittiğim an” oldu. Ne yapacağımı ne diyeceğimi şaşırmıştım. Allah’tan arkadaşlar “Yok biz böyle yapmayız, o kadar düşüncesiz değiliz merak etmeyin” diye cevap verdiler ama; sanki bu binayı ben yapmışım gibi nutkum tutulmuştu, hiçbir şey diyemedim. Derse geri döndüğümde geç de olsa sınıfa girmiştim. Sonrasında dersi dinlemeye çalıştım ama nafile. Aklım hala o konuşmadaydı. Dersten sonra sohbet ederken bu konu açıldı. Herkes bir şeyler söylemeye başladı ve fikir kimden çıktı bilmiyorum ama; “Bu konuyu bölüm başkanına iletelim, bir şeyler yapılsın” dendi.

Hep beraber bölüm başkanının odasına gittik. Durumu anlattığımızda böyle bir fikirle yanına gittiğimiz için hoşuna gidecektir diye düşünürken, bize verdiği cevap “Ayda yılda bir böyle biri geliyor arkadaşlar, gerek yok bunun için uğraşmaya” şeklinde oldu. Ardından kısa bir konuşmadan sonra “İşlerim var sonra gelin” diyerek bizi gönderdi. Hepimiz hem şaşkınlık içindeydik hem de kızgındık. Bize sürekli “Projeleriniz yok, üretmekte çok zayıfsınız” diyen biri, fikrimize değer vermeyi geçin, kendisinin de bir gün böyle olabileceğini hiç düşünmemişti. Sonuçta bu durumda olan insanların büyük kısmı kaza gibi nedenlerle tekerlekli sandalyeye bağlı yaşamak zorunda kalmıyorlar mı?

O günden beri hem binaları böyle planlayan Mimarlara hem de bizi her fırsatta ve her konuda sürekli eleştiren ama fikrimizi söylediğimizde ise küçümseyen hocamıza kızgınlığım geçmedi. Konuşmaya geldiğinde herkes “ben bilirim, yaparım, ederim” havasında atıp tutarken, iş icraata geldiğinde neden konuşanlar bir anda ortadan kaybolur ve köşesine çekilir? Bizler değil miyiz sürekli atalarımızla övünen, Türk toplumunu ve insanlarını yere göğe sığdıramayan? Evet doğru, atalarımız imkanların en kısıtlı olduğu zamanlarda bile insanlık adına ve gelecek nesilleri de düşünerek bir şeyler yapmaya çalıştılar. Doğru ya da yanlış en azından yapmayı denediler. Peki ya bizim geleceklerimiz ne diyecek bizim için?..

Her geçen gün “İnsan hakları, sosyal hukuk devleti” diye söylemler artmaya başlasa da, hiç kimse sıra kendisine gelene kadar hak, hukuk düşünmüyor! Ne zaman ki insanların başı derde giriyor, hemen başlıyorlar “Hakkımızı isteriz” demeye!.. Umarım bundan sonra ülke olarak, hayatımızda ve çevremizdeki yanlışları değiştirmek için zor durumları yaşamak zorunda kalmayız!..

Yazar: Eyyüp Akkurt

Yorum Yaz